Biricik ile Birce’nin Yolculuğu
Zaman zaman içinde, zaman dünya içinde. Bir varmış bir yokmuş. Yok olan çok, çok olan yok olmuş. Günlerden bir gün derinlerden bir ses gelmiş, “Biricik, uyandın mı?” Bu ses cevap bulamamış. Daha sonra daha yakından koro halinde “Biricik, haydi uyan. Artık güneşle selamlaşma vakti” diye tatlı tatlı sesler yükselmiş. Bu kadar ısrar sonucu küçük koruk tanesi mahmur mahmur gözlerini açmış, uykulu bir halde “bana seslenenler de kim?” diye ince bir ses belirivermiş. Derinlerden gelen ses yeniden söze girmiş “artık hepiniz uyandığınıza göre bende size gözlerinizi açtığınız bu dünyadaki yolculuğunuzu anlatmaya başlayayım” demiş. Sesini yeniden kontrol edip, konuşmaya başlamış “ben sizleri misafir eden tiyek Kurtgözüm. Ben sizin büyüyüp gelişmeniz için toprağa köklerimle bağlıyım. Sizler oluşmadan önce yaprakları sizi güneşten koruması için üzerimde büyütür geliştiririm. Daha sonra da siz minik tomurcuklar olarak çiçeklenirsiniz. Sonra bu süreçten bir kısmınız önce koruk sonra da üzüm olursunuz. Şimdi sizler koruk aşamasındasınız. Koruktan üzüme dönerken arada insanların ziyareti çoğunlukla da perilerin ve böceklerin ziyareti ile günü geçirirsiniz. Güneş her birinizin olgunlaşması için sizi sarmalar. Ben de doğa ananın sevgisini ve size sunduğu tüm besinleri sizler benden ayrılıncaya kadar taşırım.” Biricik ve onun tüm arkadaşları tiyek Kurtgözüm’ün hikayesini heyecanla dinlerken, tiyek Kurtgözüm benden ayrılırsınız dediği anda korku ile titreşip, birbirlerine sokulmuşlar. Biricik sonunda tüm cesaretini toplayıp, titrek bir sesle “Peki, tiyek Kurtgözüm biz senden neden ayrılıyoruz, biz senden ayrılınca neler oluyor?” diye sormuş. Tiyek Kurtgözüm daha önce büyüttüğü tüm üzümlerin sorduğu bu sorunun sorulmasını bekliyormuş. Daha sonra hem ata tiyeklerin kendine anlattığını hem de insanların bağ bozum zamanı dedikleri zamanlarda insanların anlattıklarını koruklara sesini yumuşatarak anlatmaya başlamış. “Bu topraklar var olduğundan beri ben burada değildim. Her ne kadar sizden yaşlı olsam da benden önceki ata tiyekler bana henüz yapraklarım oluşmadan bu merak ettiğiniz soruların cevabını insanlardan duydukları kadar anlattılar. Bizden ayrılan üzümler bize geri gelmediği için biz de sonrasında ne olduğuna tam olarak vakıf değiliz. Her biriniz salkım denilen bir bütünün parçasısınız. Her salkım üzüm olmaz. Kimi salkımlar daha korukken insanlar tarafından toplanır, kiminizi kuş gelir yer ve onunla mucizevi bir şekilde bütünleşir, kuştan bir parça olup, uçar gidersiniz. Kiminiz koruk ve üzüm arasındayken böceklerle hemhal olup, toprağın hakikati ile donanırsınız. Üzüm olan salkımdakilerin bir kısmı içindeki fazla suyu bırakıp kendini daha da tatlılaştırmak için kurutulur, kiminiz kuşlarla ve böceklerle bütünleşmenin başka bir hali olan insanla bütünleşip, yeni bir idrakle insanlaşırsınız, kiminiz insanların beslenmesi için yiyeceklere, kiminiz de içeceklere dönüşürsünüz. Bizler de tiyekler olarak ancak buna vakıfız. Bunun ötesini bu zamana kadar duyan bilen bir tiyek olmadı.” demiş. Tiyek Kurtgözüm sözlerini tamamladıktan sonra Biricik’in içi ferahlamış. Tiyek Kurtgözüm uyandığında koruk olup, sonra üzüme dönüşümünde kötü bir şey olmadığını söylemediğine göre herhalde bu halden hale dönüşüm de güzel bir şeydir diye düşünmüş. Tiyek Kurtgözüm sustuğuna göre artık kendi kendime bu dünyayı anlamalıyım diye düşünüp, gözlerini açtığı bu dünyayı tanımaya karar vermiş.
Biricik önce yanındaki koruk kardeşlerini tanımak için kısık sesle “Merhaba, ben Biricik” diye seslenmiş. Daha sonra önce yakınındaki koruklar sonra da biraz daha uzaktaki koruklar kendilerini tanıtıp, gülüşmeye başlamışlar. Tiyek Kurtgözümün güneş dediği ışık daha da sıcak onları sarıp sarmalamış. Etraflarında uçuşan arılar, sinekler ve böcekler ayakları ve antenleri ile korukları gıdıklayıp onların daha çok kıkırdayıp gülmelerine vesile oluyormuş. Koruklar birbirleriyle ve yapraklarla konuşup eğlenmeye devam etmişler. Daha sonra güneşin o sarı ışıklarının azaldığını fark etmişler. Tam ne olduğunu tiyek Kurtgözüm’e soracaklarmış ki, tiyek Kurtgözüm huzurlu sesi ile “sevgili koruklarım, şimdi güneş dünyaya ve bize veda ediyor. Işıklarını üzerimizden alıp, gece yorganını üzerimize örtecek. Bu zamanda ayın kendi haline göre ya ayın ve yıldızların dansını izleyeceğiz ya da gecenin bize sürprizlerini yaşayacağız. Yaşayacaklarımız her ne olursa olsun hep birlikte olacağız. Gecenin ninnisini dinleyeceğiz hep birlikte. Sonra yine güneş bizi sarı ışıkları ile sarmalayıp, gündüz dünyanın güzelliklerini bize yeniden görünür kılacak. Tüm ata tiyekler, genç tiyeklere bu döngüyü yıllarca aktardı. Korkacak bir şey yok.” diyerek yine tüm koruklara güven veren sesi ile geceyi anlatmış. Biricik güneşin kendini ve tüm dostlarını sarmaladığı zaman olan gündüz çok eğlenmiş. Gecenin de onlara güzel sürprizler sunacağına kanaat getirmiş.
Bir süre etrafı gözlemlerken güneşin ışıltısına benzeyen sarı minik pırıltıların kendilerine yaklaştığını görmüş. Bu duruma çok heyecanlanmış. Bu heyecanı sonrasında neler olduğunu öğrenmek için tiyek Kurtgözüm’e inceden seslenmiş “Tiyek Kurtgözüm, tiyek Kurtgözüm.” Tiyek Kurtgözüm değişik bir ses tonu ile “Evet, Biricik yine neyi merak ettin” demiş. Biricik tiyek Kurtgözüm’ün yine güvenli sesini duyunca kıkırdayarak “yukarılardan güneş ışığına benzer küçük ışık öbekleri bize geliyor, bunlar nedir?” diye sormuş. Biricik bu soruyu sorunca korukların hepsi yukarı bakmışlar ve hepsi de çok heyecanlanmışlar. Merak ve heyecanla tiyek Kurtgözüm’ün cevabını beklemişler. Tiyek Kurtgözüm de onları daha fazla merakta bırakmadan “O öbekler, gece perilerinin kanatlarının saçtığı peri tozları” demiş. Sonra konuşmasına devam etmiş. “Demek ki bu gece bir böcek klanı bizim bağdan geçecek. Bu böcek klanına yol göstermek, yaprakları ve siz korukları böceklerin zararından korumak için buraya geliyorlar. Böcekler bazen yapraklardan ve koruklardan ayrılma zamanını bilmiyorlar. O zaman onlar kendi klanlarından ayrı düşüyorlar ve hayatta kalma şansları zayıflıyor. Gece perileri zamanı unutan böceklere zamanı hatırlatıyorlar” demiş ve yine susmuş.
Biricik yeni bir macera deneyimleyeceği için çok mutlu olmuş. Gece perilerini ve böcek klanını heyecanla beklemeye başlamış.
Gece perilerinin ışıltıları ve böcek klanının söyledikleri şarkılar tatlı tatlı Biricik’in bulunduğu tiyeğe doğru yaklaşıyormuş. Böcek klanın her bir üyesi kendisini en çok besleyecek yapraklara ve koruklara ulaşmak için tiyek Kurtgözüm’e tırmanmaya başlamışlar. Bu ziyaret uykusundan uyanıp, kahkahalarını derinden yavaş yavaş koyuvermesine neden olmuş. Bu kahkaha ile Biricik, diğer koruklar ve yapraklar da kıkırdamaya başlamış. Gece perileri de sihirli ışıkları ve neşeli kahkahaları ile geceye neşe katmış. Periler, böcekler, yapraklar, koruklar ve tiyek Kurtgözüm hep birlikte neşe içinde zamanın nasıl geçtiğini anlamamışlar. Ta ki gece perilerinin neşeli sesleri ile “böcek klanı haydi bakalım, tiyek Kurtgözüm’den ayrılma zamanı” sesleri ile gecenin eğlencesinin kendilerinden uzaklaşacağını anlamışlar.
Böcek klanı tatlı şarkılarını mırıldanarak yavaş yavaş Biricik’in bulunduğu tiyekten ayrılmışlar. Biricik’in de artık gözleri yavaş yavaş kapanmaya başlamış. Biricik de kendini uykunun kollarına “her şey ne kadar harikaydı” diye mırıldanarak bırakmış.
Biricik bu güzel günü düşünmeye başlamış ancak hiçbir anı bir diğer anla bağlayamadan uyumuş. Uykusunda kendini çok sayıda ses duyduğu bir rüyanın içinde bulmuş. Bugün hiç karşılamadığı gülen eğlenen bir kalabalık içindeymiş. Tiyek Kurtgözüm’ün anlattığı insanlar bunlar olsa gerek diye düşünmüş. Bakalım neler olacak burada nasıl bir heyecanla karşılaşacağım diyerek sevinçle beklemeye başlamış. Böcek klanın bu gece söylediği şarkıdan çok daha eğlenceli bir şarkıyı saçları uzun insan diye yorumladığı biri öyle güzel söylüyormuş ki tüm salkımdaki üzümlerde yerlerinde duramayıp kıpırdanıp eğlenmeye başlamışlar.
Biricik rüyasında kendinde de bir farklılık hissetmiş şu anki olduğu formdan daha farklı hissediyormuş. Daha büyük, büyük olmasına rağmen daha ferah ve hafif hissediyormuş. Sonra etrafındaki koruklara bakmış onlar da irileşmiş ve daha şeffaflaşmışlar.
Bu farklılığı anlamlandırmaya çalışırken bu eğlenen insanlar üzüm salkımlarını tiyeklerden ayırmaya başlamışlar. Kendinden önce olanları görünce büyük bir paniğe kapılıp, tiyek Kurtgözüm’e neler olduğunu soramadan kendisi de tiyeğinden ayrılmış. Paniği korkuya dönüşmek yerine konulduğu yerdeki diğer salkımlardaki tanelerin neşesi ile birleşip, o da neşelenmiş. Artık etrafta neler olup bittiğini bilmeden bu neşenin coşkusu ile sadece olanları dinlemeye başlamış. Anlamlandıramadığı çok fazla ses duysa da kardeşlerinin varlığı ona huzur veriyormuş.
Sonunda çok daha gürültülü bir ortamda ışıkla yeniden buluşmuş. Tam her şeyi gördüğü için mutlu olacakken her yer aydınlık olsa da bir karanlık tarafından yavaş yavaş yutulmaya başladığını hissetmiş. İşte o anda her şey onun için büyük bir korku gerçekliğine dönüşmüş. Diğer salkımlardan ve kendi salkımındaki kardeşlerinden ayrılmak üzereyken korku ile çığlık atmaya başlamış. Bu çığlıkla beraber korku ile uykusundan uyanmış. Uyanır uyanmaz hemen nerede olduğunu anlamak için telaşla etrafına bakmış. Neyse ki hala tiyek Kurtgözüm’ün güvenli kollarındaymış. Etrafı dinlemiş, henüz kardeşlerinin uyanmadığını fark edince gökyüzünün muhteşem renklerini izlemeye koyulmuş. Lacivertin mora ve pembeye geçişlerinin muhteşemliğini izlerken gördüğü kâbusu neredeyse unutmuş. Bu renkler âleminde kendini kaybederken kardeşlerinin tatlı mırıltılarını duyunca kendi âlemine yeniden geçiş yapmış.
Herkesin neşeli konuşmalarını dinlerken kendi rüyasını tiyek Kurtgözüm’e nasıl anlatacağını düşünüyormuş. Kendi düşünceleri arasında kaybolmuşken tiyek Kurtgözüm’ün kendine seslenişi ile düşünceleri arasından sıyrılmış. Tiyek Kurtgözüm gülerek, “Meraklı Biricik, bugün bana soruların yok mu?” diye sormuş. Biricik de kararsız ve titrek bir ses tonu ile “Var aslında, ama nasıl soracağımı bir türlü karar veremedim” demiş. Tiyek Kurtgözüm Biricik’in bu ses tonundaki değişiklik nedeniyle huzursuzlanıp, daha ciddi bir ses tonu ile “Nasıl soracağını düşünmeyi bırak da bir an önce aklına ilk gelenle anlatmaya başla.” demiş. Bunun üzerine Biricik rüyasını anlatmaya başlamış. Hem tiyek Kurtgözüm hem de Biricik’i duyan tüm koruklar sessizlikle ve dikkatle Biricik’i dinlemeye başlamışlar. Biricik’in anlattıkları ile tüm koruklar büyük bir korkuya kapılmış ve tiyek Kurtgözüm’ün kendilerini rahatlatmasını beklemişler.
Tiyek Kurtgözüm korukları daha fazla merakta bırakmamak için ses tonunu huzurlu bir hale getirip konuşmaya başlamış. “Benim üzerimde sizin gibi çok sayıda koruk yetişmeye başladı ve günü geldiğinde bu koruklar üzüme dönüştüler ve ayrılık zamanı gelince benden ayrıldılar. Benimle birlikte oluşan yeni tomurcukları ve benden ayrılan üzümlerle olan ayrılıkları çok uzun yıllardır yaşadığımdan ben artık bu buluşma ve ayrılmalara alıştım. Üzümler benden ayrıldıktan sonra neler yaşıyorlar bunu tam olarak bilmiyor olsam da bağın sahiplerinin ve onların misafirlerinin yaptıkları sohbetten neler olduğunu tahmin edebiliyorum. Üzerimde çok daha az koruk oluştuğu zamanlarda yani gençken bağa gelen insanlar üzümlerin tatlarının güzelliğini konuşur ve onları çocuklarına nasıl faydalı yiyecekler haline getireceklerini konuşurlardı. Bu konuşmaları duydukça bizlerde başka insanları mutlu edeceğimiz için çok keyif alırdık ve tüm üzümler kendilerini daha tatlı yapmak için topraktan bol bol şifa talep ederlerdi. Onların şifa talebini de Toprak Ana cömertçe benim aracılığımla koruklara sunardı. Mis kokulu üzüme Toprak Ana’nın şifası ve güneşin pür-nur ışıkları ile ulaşırlardı.
Bizim üzümlerin bu güzel tatları günler geceleri kovaladıkça başka diyarlardaki insanlara da ulaşmış. Bu insanlar bağ sahipleri ile konuşup, onlara para diye bir şey teklif edip, üzümleri satın alacaklarını anlatmaya ve bu üzümlerle şarap denilen şeyler yapacaklarını anlatmaya başladılar. Önceleri bağ sahipleri bu konuşmaları dinlemeseler de onlar ölünce bağın sahibi olan çocukları bu teklifleri hiç düşünmeden kabul etmeye başladılar. Artık bağdaki üzümlerin bir kısmı insanlara can olurken bir kısmı da şarap olmaya gidiyorlar. Şarabın ne olduğunu da üzümleri satın alanlar bağ sahiplerine hediye etmek için getirdiklerinde anladık. Anlamaz olsaydık. Biz tiyekler üzümlerin o tatlı şifasının şarapla nasıl değiştiğini merakla bekliyorduk. Şarap sahibinin getirdiği şişeler açılmaya başlayınca tüm bağa bir kasvet çöktü. O insanlar buradan ayrılıncaya kadar o kasvet bizimle kaldı. O insanlar gittikten sonra Toprak Ana ancak bizleri şifalandırdı ve ışık perileri gelip, bizi eski neşemize ulaştırdı.
Biricik bu rüyayı görmeseydi ben sizlere üzüm olmaya başladığınız da bunları anlatacaktım. Size bunu anlatma nedenim sizi korkuya sürüklemek için olmayacaktı. Bağa gelen ziyaretçilere can olmak için gayrette olmanız içindi.
Yolculuğunuzun başında Biricik’in rüyası ile hepiniz bu bilgiye eriştiniz. Artık bugünden itibaren koruk ya da üzüm olarak bağa gelen insanların canına can katmak için kendinizi geliştirmenizi birbirinize hatırlatın ki bağ bozumu zamanı geldiğinde şarap olacaklara ayrılmayasınız.” demiş.
Hem Biricik hem de tiyekteki diğer koruklar ne yapmaları gerektiğini anlamışlar.
Koruklar bu korkunç sonu yaşama başladıkları ilk zamanda öğrenmiş olsalar da hem Toprak Ana’nın hem de bağın ziyaretçisi olan ışık perilerinin, arıların ve böcek klanlarının sayesinde bu korkunç anıya tutunmak yerine neşeyle her anın tadını çıkarmayı seçmişler.
Gündüzler geceleri, geceler gündüzleri takip etmiş Biricik, tiyek Kurtgözüm’ün daha gelişmiş koruk olduğu zamanlarda bağın dışına uzaklara bakmış ve orada yemyeşil otlardan oluşan bir tarlayı fark etmiş. Yine heyecanla gördüklerini tiyek Kurtgözüm’e sormuş. Tiyek Kurtgözüm, Biricik’e “o tarladaki gördüğün yeşilliklere insanlar tütün diyorlar.” demiş. Biricik yeniden bir soru sormuş. “Peki, biz bu tütünlerle konuşabilir miyiz?” diye sormuş. Tiyek Kurtgözüm de “Elbette, onlarla dilersen rüzgâr aracılığıyla sohbet edebilirsin.” demiş.
Biricik hemen bağa en yakın tütüne mesajını iletmesi için rüzgâra fısıldamış. “Sevgili rüzgâr, tütünle benim konuşmama yardım eder misin?” demiş. Rüzgâr da sıcak ve tatlı bir esinti ile ona cevap vermiş. “Tabii ki sizin sohbetinize yardım ederim.” demiş.
Biricik hemen rüzgâra heyecanla fısıldamış “Merhaba tütün kardeş, ben senin karşındaki bağdaki koruk Biricik’im senin yaşam heyecanını paylaşmak istiyorum.” demiş.
Biricik’in bu merhabasına rüzgâr hemen bir cevap getirmiş. “Merhaba Biricik ben de Birce’yim.” demiş.
Biricik, Birce’nin toprağın altından çıkıp, ışıkla buluştuğu zamandan birbirleri ile merhabalaştıkları zamana kadar geçen hikâyesini heyecanla dinlemiş. Daha sonra Biricik de tiyek Kurtgözüm’de ilk gözlerini açtığı minicik koruk halinden bu zamana kadar geçirdiği eğlenceli günleri hep anlatmış. Ne zaman rüyasını anlatmak aklından geçse Birce’nin böyle bir kâbusu bilmesini istemediğinden ve neşelerini bozmamak için anlatmaktan vazgeçiyormuş. Biricik ve Birce sohbetlerine devam ederken Birce daha da olgun bir tütüne dönüşmüş.
Biricik ve Birce’nin bu neşeli dostluğu diğer koruklara ve tütünlere de ilham olmuş ve birçok koruk, birçok tütünle sohbet etmeye başlamış.
Birce bir gün sıkıntı ile Biricik’e “Sen olgunlaşınca ne olacağını biliyor musun?” diye sormuş. Biricik de günlerdir düşündüğü rüyasında gördüğü ve daha sonra tiyek Kurtgözüm’ün onlara anlattığı her şeyi tek tek Birce’ye anlatmış. Birce duyduklarına Biricik’in kendisinin de bildiği o karanlığı yaşamayacağı için çok mutlu olmuş. Daha sonra ağlamaklı olarak konuşmaya başlamış. “Sizin bir insanın canına can olma ihtimaliniz olsa da bizim hepimizin karanlık gerçeği yaşamaktan başka şansımız yokmuş” demiş ve tuttuğu göz yaşlarını bırakmış. Biricik bu duydukları karşısında rüyayı gördüğü ilk zamanki gibi mutsuz olmuş ve paniklemiş. Birce için bir şeyler yapıp onun bu acısını neşeye dönüştürmek için ne yapabileceğini düşünmüş. Sessizliği daha fazla uzatmamak için “Bu kadar üzülme Birce sizin için de mutlaka başka bir yol vardır, hep birlikte bunu buluruz” demiş. Bunu demiş demesine de ne yapacağını hiç bilmiyormuş. Birce, Biricik’in söylediğinin imkânsız olduğunu bilse de Biricik’in dostluğu ile ferahlayıp, kederi ondan azalmış ve kendini toplayıp, gülümseyerek “Biricik bana ve aileme olan desteğin için teşekkür ederim.” demiş. Biricik de Birce’nin mutlu olmasından mutlu olup, Işık Perilerinin anlattığı güzel hikâyeleri Birce ile paylaşmış. Birlikte yine çok eğlenceli zaman geçirmişler, güneş güne veda ederken onlar da birbirlerine veda etmişler.
Biricik, Birce’ye veda ettikten sonra hemen sessizce yaptıkları konuşmayı tiyek Kurtgözüm’e anlatmış. Hem Birce hem de diğer tütünler için bir çözüm olup olmadığını sormuş. Tiyek Kurtgözüm’de “Biricik ne kadar üzgün olduğunu hissediyorum. Ben sadece üzümlerle ilgili bilgiye sahibim. Tütünlerle ilgili bilgiye sahip değilim. Bunun için ne yapılır bilmiyorum.” demiş. Bu cevap üzerine Biricik umutsuzluğa kapılacakken, tiyek Kurtgözüm devam etmiş “Toprak Ana her şeyi bilir. Bu konuyu hemen ona danışalım” demiş. Biricik’in umutsuzluğu hemen dağılıp, yerine heyecan ve umut dolmuş ve tiyek Kurtgözüm’e “lütfen hemen Toprak Ana’ya bu sorumu ilet” demiş.
Tiyek Kurtgözüm de hemen Toprak Ana’ya Biricik’in ona anlattıklarını anlatmaya ve sormaya başlamış. Toprak Ana hem tiyek Kurtgözüm’e hem de Biricik’e ve bu heyecanlı sohbeti merak eden uyanık koruklara tütün bitkisinin kendi bağrında ilk yetişmeye başladığı zamanı anlatmış.
“Sevgili yavrularım, tütün ilk çıktığında sizlerin o gördüğü karanlık kasvetli enerjilere bulanmış insanların ve böceklerin temizlenmesine aracılık ediyordu. Kalbinde saf sevgi olan insanlar nazikçe benden tütünü ayrıştırıyor, kalplerindeki sevgiyi tütünle birleştiriyor ve ışığın çoğalmasına niyet ederek karanlığı büyüten varlıkların geriye çekilmesini sağlıyordu.” demiş. Bu kadar güzel bir yaratılış sebebinin nasıl olup da karanlığın eline geçtiğini ne tiyek Kurtgözüm ne de koruklar hiçbiri anlamamış. Toprak Ana onlar sormadan bunun nasıl olduğunu anlatmaya başlamış.
“Tütün bitkisi kalbinde sevgi olmayan insanlar tarafından da bilinir olmaya başladı. Kalbinde sevgi olan insanların anlattığı sevginin gücünü bu insanlar hiç önemsemediler. Kendi kalplerindeki karanlıkla tütünü birleştirip onu kullanmaya başladılar. İnsanların kalbindeki karanlık tütünü ele geçirmeye başladı. Tütün bitkisi benden ayrıldıktan sonra bu karanlığın esiri olmaya başladı. Bu karanlıktan rahatsız olan kalbinde daha az sevgi olan insanlar tütünün yaşadığı eziyeti kalplerinde hissediyorlardı. Bu eziyeti sonlandırmak için ne yapacaklarını kalplerinde aramaya başladılar. Eziyeti sonlandırmanın artık mümkün olmadığını anladılar. Sadece bu eziyeti azaltmak için çok az sayıda tütün bitkisini kurtarıp onu kolonya ve parfüme dönüştürmenin yolunu buldular.” demiş. Toprak Ana bu bilgiyi verince hem tiyek Kurtgözüm’ün hem de Biricik ve koruklar biraz olsun rahatlamışlar.
Daha sonra tiyek Kurtgözüm Toprak Ana’ya “Sevgili Toprak Ana, bu tütünlerin daha fazla miktarının kolonya ve parfüme dönüşmesi mümkün değil mi?” diye sormuş. Toprak Ana da “Tütünü esir tutan insanların gözle görmediği ancak sizin ve benim gördüğümüz çok sayıda enerjisel varlık var. Bu enerjisel varlıkları siz de ben de tütünün alanından gönderemeyiz. Ancak kalbinde gerçekten saf sevgi olan insanlar bu tütünü esaretten kurtarabilir.” demiş. Bunun üzerine Biricik daha fazla suskun kalamamış ve Toprak Ana’ya “o zaman tütün için insana can olan üzümler ve koruklar can oldukları insana bunu hatırlatsalar ve tütünler kurtulsa olmaz mı?” diye sormuş.
Toprak Ana ve tiyek Kurtgözüm Biricik’in kalbindeki heyecanı hissetmişler ve ikisi de gülümsemiş. Daha sonra Toprak Ana devam etmiş. “Elbette bunu siz ve diğer bitkiler yapabilirsiniz. Ancak bir insanın kalbinin saf sevgide uzun süre kalması ve tüm tütünleri özgürleştirmesi mümkün değil. İnsanlar tütünü kendi kalplerinde sevgisizliğin arttığı zamanlarda içiyorlar, bu nedenle kendilerini sevgi ile kaplamamışken bir tütünü o esaretten özgürleşmeleri çok zor.” demiş.
Biricik, tiyek Kurtgözüm ve diğer koruklar yarı umut yarı karamsarlık içinde duydukları ile ne yapabileceklerini bulmak için düşünmeye başlamışlar. Daha sonra tiyek Kurtgözü’m Toprak Ana’ya daha önce yaşadıkları kuraklık dönemini hatırlatıp, “Sevgili Toprak Ana, Güneş’ten yardım isteyip; yeni bir kuraklık talep etsek ve bu tütünlerin hepsi kuraklıktan heba olsa nasıl olur?” diye sormuş. Toprak Ana milyarlarca yılın bilgeliği ile cevap vermiş “Kurtgözüm haklısın, bu seneki hasat için bu bir çözüm olabilir. Ancak bu kuraklık tüm bitkilerin de heba olmasına, sizinle beslenen hayvanların da hebasına neden olur.” demiş.
Biricik dayanamayıp, yine söze girmiş “Sevgili Toprak Ana, hiç mi tüm tütünler için kalıcı çözümü yok?” demiş. Toprak Ana “İnsanlar kalplerindeki saf sevgiyi ortaya çıkarma ve onunla uzun süre dengede kalma konusunda çok iyi olmasalar da teknolojik gelişme ile bu tütünleri özgür bırakmalarının bir yolu var.” demiş. Bir süre tüm dinleyenler gecenin karanlığında duydukları bu haberle dolunayın ışığından daha parlak ışıldamaya başlamışlar. Toprak Ana bu ışıldamayı görünce konuşmaya devam etmiş. “Bu teknoloji henüz bir insan tarafından uygulanmadı. Onun için ne zaman bu durum tütün bitkisinin gerçeği olur bilmiyorum. Sizler gibi benim bağrımdan çıkan tüm bitkilerin bir esarete dahil olmasına ben de razı değilim. Bunun için her birinizin esaretini özgürlüğe dönüştürmek için kalbinde çok az sevgi kırıntısı olan insanlara kendi kalbimdeki bilgeliği sunuyorum. Bu da o bilgelikten. Tütün bitkisine genetik olarak müdahale edip, ondaki suskun sevgi genini biyolojisinde aktive ettiklerinde bu varlıklar tütün hücrelerinde bulunan sevgiden dolayı geriye çekilecekler. Tütünü insanlar kendi kalplerindeki karanlıkla içseler dahi tütün onların girdabına bağlanmayacak.” demiş.
Toprak Ana’nın sözü bitince bu defa söze tiyek Kurtgözüm girmiş “Sevgili Toprak Ana, o zaman biz de bu bilgiyi kendi neslimize, bağımızda olan otlara, böceklere ve bağımızı ziyaret eden tüm hayvanlara, tütünlere aktaralım. Bizdeki bu bilgi insanlara ulaştıkça onlar da tütün ve üzümlerden şaraba dönen ve diğer yollarla esarete giren tüm bitkilerin özgürleşmesine vesile olur. Umutsuz olmak yerine bir gün kardeşlerimizin özgürleşeceğini nesilden nesle öğretmek bizleri de mutlu eder.” demiş.
Toprak Ana bu tekliften çok mutlu olmuş ve “kendi özgürlüğünüze odaklanmak yerine tüm bitkilerin özgürleşmesine odaklandığınız için hepinizle guru duyuyorum. Bu bilgiyi nesilleriniz insanlığa aktarmaya başlasın.” demiş.
Bu çözüm tüm korukların heyecanla ve umutla dolmasına neden olmuş. Kalplerindeki bu umutla tüm koruklar ve tiyek Kurtgözüm uykuya dalmışlar.
Güneş ilk ışıkları ile renk şöleni yapmaya başlarken tiyek Kurtgözüm ve dün gece Toprak Ana’nın sohbetinde olan tüm koruklar bu bilgiyi umutla birbirleri ile paylaşmaya başlamışlar.
Güneş ışıkları yeryüzünü aydınlatmaya başladığında Biricik hemen rüzgâra öğrendiklerini fısıldamış ve Birce ile heyecanla sohbete başlamışlar. Birce kendisinin bu esarete dahil olup olmayacağını umursamadan kalbi umutla dolmaya başlamış. Biricik ve Birce’nin yaptığı sohbete benzer sohbeti tüm tütünler ve koruklar kendi aralarında yapmaya başlamışlar. Hem üzüm bağında hem de tütün tarlasındaki bu keyifli sohbete birçok böcek, arı, hayvan eşlik etmiş. Herkes kendi nasibini alıp, başka bitkilere ve hayvanlara bu hikâyeyi anlatmaya başlamışlar.
O günden sonra ne Biricik ne de Birce hiçbir zaman umutsuzluğa düşmemişler. Kendilerini ziyaret eden kalbinde sevgi olan insanların kalplerine bu hikâyeyi fısıldamışlar.
25.03.2025

